12 Mayıs 2008 Pazartesi

free travel !

Tıklıyorsunuz ve dünyanin görmek istediğiniz yeri neresiyse oraya gidiyorsunuz.
mükemmel hazırlanmış bir program ...
buna değil aşağıdaki linke tıkla :)
açılan sayfada çıkan dünya haritasından istediğiniz bir yere tıklayın,
birkaç saniye sonra görmek istediğiniz ülkedesiniz...

hazırsanız gidebiliriz !

iyi yolculuklar... bana oralardan kart atmayı unutmayın ...

hadi gidelim

İLGİLİ BİRKAÇ YAZI

orası uçakla kaç saat biliyormusunuz?

gezmeye götürücem sizi

devamını okuyun ...

11 Mayıs 2008 Pazar

tadına doyulmaz bir kek ; Anne Keki

anneler gününüz kutlu olsun

Anne Keki Tarifi

2 tutam hoşgörü,

1 tutam disiplin,

1/2 su bardağı görmezden gelme,

3 paket fedakarlık,

Aldığı kadar sevgi,

Tüm malzemeler bir güzel karıştırılır, kısık ateşte pişirilir ve
ömür boyu servis yapılır.

Kaynak:Salih Memecan (Teşekkürler Anne kitabından)


ilgili başka bir yazı ; bir kadın gittiğinde
devamını okuyun ...

10 Mayıs 2008 Cumartesi

kavak ağacı

Dün sabah eski bir arkadaşla tesadüfen aynı ortamda bulundum. Arada karşılaşsakda pek yüzyüze konuşma fırsatımız olmuyordu. Busefer azda olsa vakit geçirdik ve çok şaşırdım... O kadar yaşlanmış yada 'yaşlanmış' hatalı kelime olabilir , o kadar çökmüş ki sanki yaşadığı her türlü olumsuz şeyi yüzündeki çizgilerde taşıyor gibiydi... Yüzü ruh halinin aynasıydı sanki... Üzüldüm onun için, acaba "herşey yolunda mı , senin için yapabileceğim birşey var mı" diye arasam mı diye geçti bian içimden o gittikten sonra ama sonra dedim ki " Hülya boşver güselim, arasanda zaten sana söylemez bide kendini kötü hissedip savunma olarak ters tepki verebilir, en iyisi bak sen işine " ...

Ulu bir kavak ağacının yaninda bir kabak filizi boy göstermiş.

Bahar ilerledikçe bitki kavak ağacına sarılarak yükselmeye başlamış.
Yagmurların ve güneşin etkisiyle müthiş hızla büyümüş ve neredeyse kavak agacıyla ayni boya gelmis.
Bir gün dayanamayip sormuş kavağa:

"Sen kaç ayda bu hale geldin ağaç?"
"10 yılda" demiş kavak .
"10 yılda mi?" diye gülmüs ve çiçeklerini sallamis kabak...
"Ben neredeyse 2 ayda seninle aynı boya geldim bak!"
"Doğru" demis ağaç "doğru" ...

Günler günleri kovalamış ve sonbaharın ilk rüzgarlari başladiğında kabak önce üşümeye sonra yapraklarini düşürmeye, soğuklar arttikçada aşagiya dogru inmeye başlamiş.



Sormuş endişeyle kavağa:

"Neler oluyor bana agaç?"

"Ölüyorsun" demiş kavak .

"Niçin?"

"Benim on yılda geldiğim yere sen iki ayda gelmeye çaliştiğin için"

devamını okuyun ...

06 Mayıs 2008 Salı

güçlü ama akılsız ...

Güçlü kadınlar neden mutsuz ?

Peşinen söylemek istiyorum;
'akılsız!' oldukları için... Güçlü kadınların akılsız olduklarını nereden mi biliyorum? Allah'a şükür ki kendilerinden!
Peki öyleyse; güçlü kadınlar kendilerinin akılsız olduklarını biliyor mu? Bilmiyor ama şüpheleniyorlar! Ortada yanlış bir durumun olduğunu seziyorlar ama yanlışlığın kendilerinden kaynaklandığını bilmiyorlar.
Sonrada doğruyu bilmeden yanlışa kapılıp gidiyorlar.

Hatta eşe dosta bile gidip, şu sözleri söyleyenler var:
" Evliliğimin ilk yıllarında kocam, şimdiki gibi bir adam değildi. O zamanlar evine ve bize çok düşkündü. Ya şimdi? Benimle ilgilenmez oldu. Çocuklarla desen hiç ilgilenmez oldu. Onları her gün okula götürüp getiren benim. Evde bir şey bozulsa, tamirciyi çağıran benim. Elektrik, telefon, su faturalarını bankaya götürüp yatıran benim. Pazara alışverişe giden benim. Bütün bunlar yetmediği gibi de, adamın kıçına giydiği donu bile alan benim. Artık yeteeer! Çünkü bunaldım ve kendimi mutsuz hissediyorum!.. "

özverililer sevilmez

Her işi yapan, bu tip güçlü kadınlar karşısında, erkeklerin 'keyfine' diyecek yok. Bu adamlar; sabah işe gider, akşam eve gelir. Hatta gelir gelmez de şu soruyu sorar: "Akşama ne pişirdin?" Şayet yemeği beğenmemişse, kadına bir de fırça atar: "Ulan karı! Pişirecek başka yemek bulamadın mı?" Kadın, erkeğin bu tepkisi karşısında ne yapar? Oturup ağlar. Erkeği suçlar. Ama kadın, erkeği suçlamakla bir gerçeği atlamış olur. O gerçek de kendi 'akılsızlığıdır'.

eee sonra böyle yatar düşünürsün:)

Çünkü erkekler, sonsuz 'özveri' gösteren kadından hiçbir zaman haz almaz.
Haz almadıkları gibi de, 'kadir kıymet nedir bilmezler!'
Ama erkeklerin evde 'kol kanat' gerdiği kadınlar da vardır;
'güçsüz görünümlü, akıllı kadınlar!' Erkekler, bu tip kadınlardan haz alır.
Haz aldığı gibi de şöyle düşünür:
"Bu kadın, kimsesiz çocuklar gibi. Gerçekten de bana ihtiyacı var!" Allahları var, bu kadınlar da çocuk gibi davranırlar.
mesela; evde ampul değişecek. Güçlü ama akılsız kadınların birçoğu ayaklarının altına bir sandalye çekip, ampulü kendileri değiştiriverir. Güçsüz görünümlü ama akıllı kadınlar ise, ampul değiştirmesini bildikleri halde ellerini sürmezler. Onun yerine kocalarına seslenirler: "Aşkııım! Ampul yanmıyor galiba! Gelip bir bakar mısın, yoksa elektrikçi mi çağırsak?"
Erkek gelip hemen duruma el koyar. Bir sandalyenin üzerine çıkar. O sırada sandalyeyi tutan kadın da aşağıdan seslenir:
"Aşkııım! Maşallah senin de elinden her bir şey geliyor!"
Erkek de ampulü sıkarken, kadına cevap verir:
"Evelallah, elhamdülillah! Kızım, sen daha kiminle evli olduğunu bilmiyorsun!"
O anda güçsüz ama akıllı kadın, kıs kıs güler ve içinden şu düşünceyi geçirir: "Bir salakla evli olduğumu gayet iyi biliyorum."
Vallahi ne desem artık bilmem ki!

'Güçlü kadınlar kendi akılsızlıklarına yansın!'

*Sinan AKYÜZ /Sabah

**aslında bu konuda yazmak paylaşmak istediğim birsürü düşünce var şuan kafamda ancak yazıyı uzatmak istemiyorum... ama benim hangi grupda olduğumu merak eden varsa hemen belirteyim, akılsızın önde gideniyim :)

devamını okuyun ...

05 Mayıs 2008 Pazartesi

bana ingilizce gazete okurmusunuz ?

ingilizce olarak yayın yapan TODAY' S ZAMAN gazetesinin aynı zamanda içinde bir sözlük barındırdığını biliyormuydunuz. bu gazeteyi okurken metnin içinde bilmediğiniz kelime çıkınca mause ile üstüne gelip çift tıklayın, hemen yanında beliren sözlükte kelimenin anlamını görebilirsiniz...
tabi bu öneriyi " aman ne gerek var uğraşıcam, türkçe gazeteler var ya " şeklinde:) yorum yapacak arkadaşlar için değilde ingilizce öğrenen yada pratik yapmak isteyen arkadaşlar için tavsiye ediyorum... gazete içeriğinden bağımsız bir tavsiyedir şeklinde bir açıklamada eklemek istiyorum, eğer ingilizce ile haşırneşirlik bir durumunuz varsa takip etmenizi şiddetle öneririm.
ilk zamanlar zorlanabilirsiniz ama sonra isim didiklemek kadar keyifli ...



işte bütün mesele bu

devamını okuyun ...

04 Mayıs 2008 Pazar

ağlamak yok okuyunca ...

Savaşın en kanlı günlerinden biriydi.
Asker en iyi arkadaşının az ileride, kanlar içinde yere düştüğünü gördü.
insanin başını bir saniye siperden çıkaramayacağı gibi bir ateş altındaydılar.
Asker teğmenine koştu hemen:
- Komutanim, bir koşu arkadasimi alip geleyim mi?

'Delirdin mi?' der gibi baktı teğmen...
- Gitmeğe degmez oğlum, arkadaşın delik deşik olmuş. Büyük olasılıkla ölmüştür bile. Kendi hayatını da tehlikeye atma sakın!

Ama asker o kadar ısrar etti ki, teğmeni izin vermek zorunda kaldı.
- Peki, dene bakalim!

Asker yoğun ates altında fırladı siperden ve mucize eseri, arkadasının yanına kadar gitti, yaralı arkadaşını sırtlandığı gibi taşıdı. Birlikte siperin içine yuvarlandılar.
Teğmen koşup yaraliya bir göz atti ve nefes nefese bir kenara yıkılmış askere döndü:

- Sana hayatini tehlikeye atmaya değmez, dememiş miydim! Bu zaten ölmüş...
- Değdi Komutanim, değdi! dedi asker.
- Nasıl değdi, arkadaşın zaten ölmüs, görmuyor musun?
- Gene de değdi komutanım, çünkü yanına vardigımda henüz yaşıyordu...
Ve onun son sözlerini duymak, dünyalara bedeldi benim icin...

Ve, hıçkırarak, arkadaşının son sözlerini tekrarladi:
'G e l e c e ğ i n i b i l i y o r d u m !'



bu öyküden çıkarılacak pek çok ders/sonuç var. asla ümidini + inancını yitirmemek ve arkadaşlık duygusunun nekadar önemli olduğu bana göre en önemli ikisi... bilmem belki siz farklı ve benim aklıma gelmeyen bir sonuç çıkartabilirsiniz... banada söyleyin oldu mu aklınızdan geçeni...

siz hayallerinizden hiç sıfır aldınız mı?
insan idealleri ile yaşar

devamını okuyun ...

03 Mayıs 2008 Cumartesi

yuhh diyorum başkada bişi demiyorum !

ben normal gazete okumuyorum uzun zamandır. sevdiğim gazetelerin internet sitelerini takip ediyorum.böylece istediğim haberi okuyorum istemediğimi okumuyorum. ha diyeceksiniz "normal gazetede de öyle zaten, zorla mı okutuyorlar sana haberi"... evet zorla okutuyorlar çünkü gözüm takılıyor bir haberi okurken diğerine. neyse, bugün Hürriyet i okurken , bir haber gördüm ki evlere şenlik... bu nasıl bir zihniyettir,bu nasıl insandır şaştım kaldım... niye mi? okuyun lütfen;

" ANTALYA'daki Aksu İlköğretim Okulu sınıf öğretmeni Kadir Çelbiş, birinci sınıf öğrencilerinin ağzına acı biber sürünce, Milli Eğitim Müdürlüğü tarafından 1 yıl kademe durdurma cezasına çarptırılıp okulu değiştirildi.

Antalya'nın Aksu İlçesi'nde oturan ev hanımı Ayşe Kırışık, Aksu İlköğretim Okulu birinci sınıfına giden kızı Emine Kırışık'ın ağzının kızarık olduğunu ve acı içinde eve döndüğünü farketti. Ayşe Kırışık, sınıf öğretmeni 42 yaşındaki Kadir Çelbiş'in yaramazlık yaptığı gerekçesiyle kızının ağzına acı biber sürdüğünü öğrenince çılgına döndü. Antalya Milli Eğitim Müdürlüğü'ne şikayet dilekçesi veren Ayşe Kırışık, daha önce de bir öğrenciyi dolaba kapattığı iddia edilen sınıf öğretmeni Kadir Çelbiş'in ceket cebinde taşıdığı ve çok acı olan biberleri öğrencilerin ağzına sürdüğünü belirterek cezalandırılmasını istedi.
böyle öğretmen mi olur ya:(

Kızı Emine'nin çığlık çığlığa acı içinde eve gelmesini içine sindiremediğini belirten Ayşe Kırışık, “Hareket etmemesi için kafasını sol kolu ile vücuduna bastırarak sıkıştırmış ve ağzına acı biber sürmüş. Sadece benim kızımı değil, sınıfta derslerde başarısız olan veya yaramazlık yapan bütün öğrencilere aynı cezayı uyguluyormuş. Acı içindeki öğrencileri, bağırmaları durumunda yeniden acı biber sürmekle tehdit ediyormuş. Eğitim sisteminde böyle bir ceza olur mu?” diye konuştu.

Müfettiş soruşturmasında öğretmen Çelbiş'in öğrencilerin ağzına acı biber sürdüğü belirlendi. Soruşturmanın ardından Kadir Çelbiş'in 1 yıl kadame ilerlemesinin durdurulmasına karar verildi. Çelbiş ayrıca, Aksu'dan Gaziler Köyü'ndeki Gaziler İlköğretim Okulu'na atanarak yeri değiştirildi.

Sınıf öğretmeni Kadir Çelbiş'in Aksu İlköğretim Okulu'nda görev yaptığı sırada kendi sevk kağıdını imzalayarak evrakta sahtecilik yaptığı da belirlenmiş ve hakkında soruşturma başlatılmıştı. "

yuhh diyorum başkada bişi demiyorum ...

devamını okuyun ...

didik didik ettim

ben hep diyorum aslında en akıllı millet Türk ler diye... net-de bu siteye rastladım. bu uygulamanın yurt dışındaki bir sitede benzerini görmüştüm ama pek cezbetmemişti beni çünkü türkçe harfleri aramıyordu.

çok eğlendim ( gerçi keyfimde yerindeydi,onunda etkisi olabilir! )bu sitede dolaşırken, önce h ü l y a ' y ı , sonra sevdiğim arkadaşlarımın, benim için önemi olan kişilerin, önemli olduğunun farkında malesef olmayan kişilerin , eş , dost, akrabanın ismini didikledim ...
bakın neler çıktı:)

didikle hadi :)

hülya ... HÜLYA Türkiye'de en çok kullanılan 47. isim (... 45. derya, 46. emine, 47. hülya, 48. zafer, 49. mahmut, ...). Ülkemizde yaklaşık her 327 kişiden birinin adı HÜLYA ve ismin yaygınlık oranı binde 3.06.

HÜLYA adının yaygınlık oranının Türkiye'nin resmi nüfus sayımı sonuçları ve günlük ortalama nüfus artış hızına orantılarsak ülkemizde 03-05-2008 15:31 itibariyle yaklaşık 217,235 kişinin isminin HÜLYA olduğu ve HÜLYA isimli kişi sayısının her yıl ortalama 3637 kişi arttığı tahmini yapılabilir.

HÜLYA adının Amerika Birleşik Devletindeki yaygınlık oranı ise bir milyonda 5.70 civarında ve bu hesaba göre ABD'de yaklaşık 1,732 HÜLYA yaşadığı tahmin edilebilir. ABD'nin nüfus istatistikleri dikkate alındığında Amerikada HÜLYA sayısı her yıl 15 kişi artıyor.

HÜLYA Türkiye'nin en yaygın 47. ismiyken, Amerika Birleşik Devletinde en yaygın 47. ad ise Gary ismi. HÜLYA adının yakın kullanım oranına sahip diğer Amerikalı isim kardeşleri arasında 45. Anne 46. Henry 47. Gary 48. Arthur 49.

ve didiklediklerimden bazıları ;

derya , bora , ceyda , tolga , seda , yasemin , ibrahim , berk , muzaffer , ömer , saffet , şehmus, tuba , merve , ercan , ismet , betül , onur , filiz , emrah , burak , feyza , gönül ... diye devam ediyor .

i s m i n i z i d i d i k l e y i n :) iyi eğlenceler

devamını okuyun ...

30 Nisan 2008 Çarşamba

hülya' nın blog günü !

Blog günü arkadaşlarım ile paylaşımlarımı hülya'nın blog günü sayfasına taşıdım . ilgililere sevgilerimle ...



hülya'nın blog günü
devamını okuyun ...

korkak köpek !

Paylaşımlarını keyifle okuduğum ana konusu birbirimize azda olsa benzeyen ama tarzlarımızın farklı olduğu bloglardan biri olan beyaz tavşan / çağdaş ' da "insanlar neden blog yazar" konulu bir yazı vardı bugün . neden blog yazarız , yazarızda nolur gibi sorulara verilen cevaplarla ilgili bir yazıydı bu... yazıyı okuyunca bende yorumumu yazdım sonuna ama yazarkende bir yandanda paylaşmanın , bişiler öğretmenin ve öğrenmenin nekadar yüce bir duygu olduğunu düşündüm...
Ve aklıma bir bilge ile bir köpeğin maceraları geldi ...

Bir bilge , bir göletin başında oturmaktadır. Susuzluktan kırılan bir köpeğin devamlı olarak gölete kadar gelip, tam su içecekken kaçması dikkatini çeker. Dikkatle izler olayı. Ve görür ki köpek susamıştır ama gölete geldiğinde sudaki yansımasını görüp korkmaktadır. Bu yüzden de suyu içmeden kaçmaktadır.
Sonunda köpek susuzluğa dayanamayıp kendini gölete atar ve kendi yansımasını görmediği için suyu içer.

O anda bilge düşünür:

" Benim bundan öğrendiğim şu oldu " der kendi kendine.
" Bir insanın istekleri ile arasındaki engel, çoğu zaman kendi içinde büyüttüğü
korkulardır. Kendi içinde büyüttüğü engellerdir. İnsan bunu aşarsa istediklerini
elde edebilir. "

Ama biraz daha düşününce aslında gerçek olarak görüp öğrendiği şeyin bundan farklı
olduğunu görür. Asıl öğrendiği şey, insanın kendisinin bir bilge bile olsa bir köpekten bile öğrenebileceği bilginin var olduğudur.

yani ; fazla önemsemediğin ya da çok kızdığın kişilerin bile sana katacakları
değerler olabilir.

öğrenmenin sonu yoktur !

Her insanın hikayesi ve aynı zamanda söyleyecek bir sözü mutlaka vardır ...

devamını okuyun ...

dsfsdfmklsdfkldsjfkljdsklfj
sdns
dsfa
 

re-designed by hülya' da buluşalım 2008 | e-mail: hulya@hulyakonar.com